92406 kayıt bulundu.
1. zarf , zarf , zarf , zarf , Çok zaman önce, çok zamandan beri, öteden beri, uzun süreden beri
1. Dışarıda şimşekler çakıp gök gürülderken koyunlar kızarmaya başlamış, kazanlar dolusu hoşaf çoktan kıvama gelmişti.
1. Dışarıda şimşekler çakıp gök gürülderken koyunlar kızarmaya başlamış, kazanlar dolusu hoşaf çoktan kıvama gelmişti.
1. isim , isim , isim , isim , Pis suyun arıtılması amacıyla birbirini izleyen çeşitli havuzlarda kimyasal işlemlerle çöktürüldüğü havuz
1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Çökmüş, çukurlaşmış, içeri çekilmiş
1. Gençken de yanakları çökük, kuru bir adamdı.
1. Gençken de yanakları çökük, kuru bir adamdı.
çöküntü gölü, çöküntü hendeği, ruhsal çöküntü, moral çöküntüsü, yer çöküntüsü
1. isim , isim , isim , isim , Çökme
2. Çöken şeylerin kalıntısı, enkaz
3. Suyun dibine çöken şeyler
4. Jeolojik bir olay sonunda oluşan toprak çöküklüğü
5. ekonomi , ekonomi , ekonomi , ekonomi , Çoğunluğa ilişkin satın alma gücünün durması, satış değerlerinin düşmesi, çalışma gücünün azalması vb. sebeplerle ortaya çıkan ekonomik durum, bunalım, kriz, depresyon
1. Dünya krizi, özellikle de afyon piyasasındaki çöküntü ondan da çok şey götürmüştü.
1. Dünya krizi, özellikle de afyon piyasasındaki çöküntü ondan da çok şey götürmüştü.
1. isim , isim , coğrafya , coğrafya , isim , isim , coğrafya , coğrafya , Yer altındaki mağaraların ve oyukların tavanlarının çökmesiyle meydana gelen çanaklarda suların birikmesiyle ortaya çıkan göl
1. isim , isim , coğrafya , coğrafya , isim , isim , coğrafya , coğrafya , Yer kabuğunun birbirine paralel olarak uzanan kırıkları veya basamaklı kırık dizileri arasındaki çökmüş bölümü, yer çöküntüsü, graben
gönül çöküşü
1. isim , isim , isim , isim , Çökme işi
2. Yıkılma
1. Yapıların depremde çöküşü korkunçtu.
1. Yapıların depremde çöküşü korkunçtu.
3. Çömelip yere oturuş
1. Devenin çöküşü.
1. Devenin çöküşü.
4. mecaz , mecaz , mecaz , mecaz , Devletlerin veya uygarlıkların son bulması, mahvolması, inhitat, dekadans
1. Her medeniyet çöküş sebeplerini kendi içinde taşır.
1. Her medeniyet çöküş sebeplerini kendi içinde taşır.
1. -e , -e , -e , -e , Bir şeyin başına çöküp toplanmak
1. Kuşlar tarlaya çöküştüler.
1. Kuşlar tarlaya çöküştüler.
1. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Ansızın çökmek
1. Bir rehavet bulutu nazlı nazlı süzülüp yerdeki kadınların üzerlerine çöküveriyordu.
1. Bir rehavet bulutu nazlı nazlı süzülüp yerdeki kadınların üzerlerine çöküveriyordu.
Telaffuz : çökü'vermek
çöl iklimi, çöl tavuğu, kum çölü
1. isim , isim , isim , isim , Kumluk, susuz ve ıssız geniş arazi, sahra, badiye
1. Koskoca çölü, yapı ve bahçelerle donattık.
1. Koskoca çölü, yapı ve bahçelerle donattık.
2. mecaz , mecaz , mecaz , mecaz , Hiçbir şey yetişmeyen, olmayan yer
1. isim , isim , isim , isim , Yıllık yağış oranının çok düşük, gece ile gündüz arasındaki ısı farkının fazla olduğu iklim
1. isim , isim , hayvan bilimi , hayvan bilimi , isim , isim , hayvan bilimi , hayvan bilimi , Çöl tavuğugillerden, çöllerde yaşayan, uzun gövdeli, çarpık bacaklı, kanatları ve kuyrukları sivri, iyi uçan bir tür kuş
1. isim , isim , hayvan bilimi , hayvan bilimi , isim , isim , hayvan bilimi , hayvan bilimi , Omurgalılardan çöllerde yaşayan, uzun gövdeli, çarpık bacaklı kuşlar takımı (Ptero clidae)
1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Eli veya kolu sakat olan (kimse)
1. Hırsızları yakalayan genç, mavi gözlü, çolak bir polisti.
1. Hırsızları yakalayan genç, mavi gözlü, çolak bir polisti.